
DENİZ SUYUNU DİĞER SULARDAN AYIRAN ÖZELLİKLER ;
Dünyadaki canlılığın oluşumunda yer alan denizler tüm elementleri<her şeyi> kapsar.
Tuzlu suyun yoğunluğu tatlı sudan daha fazladır.
Yüksek miktarda magnezyum tuzunun bulunmasından deniz suyunda acılık oluşmaktadır.
Deniz suyunun donma noktası tatlı sudan daha düşüktür
100gr deniz suyunda ortalama olarak 35gr tuz vardır
Yüksek tuzluluk suyun fiziksel ve kimyasal yapısını değiştirir
Korrozyon yapıcı özelliği ile metal çerçeveli akvaryumlar tavsiye edilmez
Son derece kompleks bir yapıya sahip olan deniz suyu atmosferdeki tüm gazları içerir
Atmosferle devamlı temas halinde olan deniz suyu ile,atmosferin içerdiği gazlar arasında oluşan alış-verişolayından dolayı atmosferle denge durumuna geçer.
Yapılan araştırmalar sonucunda deniz suyunda 90 kadar çözünmüş elementin mevcut olduğu saptanmıştır
Deniz suyunda gazların çözünürlüklerine basınç,sıcaklık, tuzluluk ve havanın nemi etki eder
1kg da bulunan kristalize tuzlar;
| NaCl |
27.21 |
| MgCl |
3.81 |
| MgSO4 |
1.66 |
| CaSO4 |
1.26 |
| K2SO4 |
0.86 |
| CaCO3 |
0.12 |
| MgBr2 |
0.08 |
Deniz suyunun pH sı 7.5-8.4 arasında değişir.Tüm okyanuslar için ortalama değer 7.8-8.3 tür.Bu değere etki eden faktör CO2 dir.Bu değer akvaryumlarda 8.0-8.3 dereceleri arasında olmalıdır
Deniz suyunun doğal rengi mavidir.Su aydınlatıcı ışınları eşit olmayan oranlarda soğurmaktadır.Kırmızı ışınlar ,mavi ışınlardan daha fazla soğurulduklarından şeffaf olan su mavi renkte görülür
Planktonlar ve asılı katı maddeler suyun doğal rengi olan maviyi bozup sarı-yeşil renge dönüştürebilirler
Deniz suyu çeşitli yapı ve boyutta askıda organik ve inorganik maddeleride içerir.
Salinite :
1kg deniz suyundaki karbonatın tamamının okside,bromür ve iyodürün klörüre dönüştürüldüğü zaman ve organik maddelerin tamamı okside olduğunda ortaya çıkan katı maddenin gram olarak miktarı salinite %0(Binde)ile gösterilir.Deniz akvaryumları için standart ölçü % 0.22-% 0.24 tür.Denizlerdeki tuzluluk derecesi derinliklede ilgilidir.En yoğun sular derinlerde, daha az yoğunluktaki sular ise yüzeye yakın bölgelerdir
Sentetik tuzlar ;
Deniz suyunu suni tuzlar ve diğer oligo elementlerle elde etmek oldukça zordur.Deniz akvaryumları için çeşitli firmaların sentetik olarak hazırlamış oldukları tuzlar piyasalardaki akvaryumcularda mevcuttur.Tuz karışımları genelde birçok değişik markalarda bulunmasına rağmen hemen hemen hepsinden iyi sonuçlar alınabilir.En önemli ortak özellikleri içeriklerinde fosfat ve nitratın olmamasıdır.Sentetik deniz tuzlarının % 90'nında 11 temel iyon bulunmaktadır.Bu sentetik tuzlardan deniz suyunun kopyasını elde edebiliriz. Bizim karışımımızdaki en önemli major elementler kalsiyum,magnezyum,potasyum,bikarbonat,bromid,borad ve strontiumdur.Deniz suyunda bulunan karbonat,bikarbonat ve borat iyonları pH tamponlama görevini üstlenmişlerdir. Sentetik deniz tuzu kullanımında tuzun kalitesi kadar suyun kaliteside önemlidir.Evlerde kullanılan musluk suyu deniz suyu hazırlamak için elverişli değildir.Musluk sularında nitrat,fosfat,bol miktarda silisyum ve metal iyonlarına rastlanılmaktadır.
Osmoz filtreler ;
Nitrat,fosfat,bakteriler,çözünmüş organik maddeler ve ağır metallerin sularda bulunması akvaryumla uğraşanlar için önemli bir konudur.Düşük su kalitesi baş belası alglerin artmasına,balık ve omurgasızlarda ölümle sonuçlanabilecek hastalıklara yol açabilir. Ters osmoz denilen filtrelerin yüksek verimliliği artık bu işle uğraşanlar arasında yerini almış büyük faydalar sağladığı açıkça görülmüştür.Su molekülleri daha az yoğun solüsyonlardan,daha yoğun olanına doğru hareket ederler.Bunun amacı dengenin sağlanmasıdır.Bu doğada böyledir,bu nedenle güçlü su basıncı kullanılarak,su molekülleri “tersyönde” içindeki kirliliklerden ve artıklardan kurtulup diğer hücre içine geçmesi sağlanır.Osmos özetle su solüsyonunda bulunan özel moleküllerin yarı geçirgen,diğer moleküllerle birleşmesidir.Belirli yoğunluğu olan her eriyiğin saf su ile temasa geçmesi halinde su emebilme bakımından aktif olan osmotik değerin iş gören karşılığıdır.Bu filreler sayesinde nitrat,fosfat,ağır metal ve diğer zararlı maddelerin tutulmasında % 95 ‘lik bir başarı elde edilebilir
*R.O , dan elde edilen su kullanılmadan önce birgün boyunca yaklaşık 24 saat boyunca havalandırılmalıdır
Ozon ;
Deniz akvaryumlarında ozonun kullanıma girmesiyle hobiciler arasında yoğun tartışmalar başlamıştır.Çok basit olarak bir çerçeve çizilirse ozonizer,protein toplayıcıların verimliliğini artırır,çözünmüş maddeleri yok eder ve akvaryum suyu kalitesini artırır. Ozon(O3)oksijenin tri-atomik şeklidir.Bu formdaki oksijen oldukça reaktiftir. Üçüncü atomun atılıp normal hale dönüşümü sırasında birçok madde oksidize olacak çok küçük organizmalar, bakteriler,protozoalar gibi hayvancıklar ölecektir.Ozon akvaryumunuz da yanlış kullanıldığında büyük bir tehlike arz eder.Protein toplayıcı ile ortak bir çalışma sonucu,çözünen maddeleri yakarak yok eder.Bu redox'unda artmasına neden olur.(Oxygen Reduction Potential)'nin yüksek olması,suyun aynı oranda temiz olması anlamına gelir.Ozon,oksidasyon yoluyla,suyu temizlerken,suya da yeşilimsi bir renk vererek bir yandan da oksijen seviyesini arttırır.Böylece serbest dolaşan bakteriler,virüsler,algler sterlize edilir.Bunların yanı sıra faydalı organizma ve maddelerde yok edilebilirler.Ozon maddeleri yararlı ve zararlı olarak ayıramaz.Ozon kesinlikle direkt olarak akvaryuma uygulanmaz,çünkü böyle bir uygulama balıkların dokularına zarar verip,omurgasızların ve alglerin ölümüne neden olabilir
Ozon ölçü birimi miligram/saat şeklindedir ve redox potansiyemetre aygıtıyla ölçülür.Böylece milivolt cinsinden ozon seviyesini görebilir ve otomatik olarak bu aygıt kendini duruma göre açıp kapatabilir.
Ultraviole Sterilizer ;
U.V ışınları ister hava ister su içinde olsun, mikrop öldürücü etkisi yüksek orandadır.Birçok bakteri, mantarsı oluşumlar,serbest dolaşan algler,virüsler,Oodinum ve Cryptocaryon türleri bu organizmalar arasındadır.Maksimum verimi alabilmek için lamba çevresinden geçen suyun temiz ve partiküllerden arınmış olması gerekir.Su akımı uygun şekilde ayarlanmalı,suyun kütlesine göre,lambanın wat gücü ayarlanmalıdır.Tüpler belirli zamanlarda yenilenmeli ve çevresi temiz tutulmalıdır.Sterilizer için gerekli olan akış optimum seviyede tutulmalıdır.Akış çok hızlı olursa organizmalar yok edilemez,çok yavaş olursa üremeleri önlenemez.Deniz akvaryumları ve normal akvaryumlar için lamba üzerindeki su oluğu maksimum 6mm.olmalıdır.U.V lambalarının birçok su bakterisini yok etmedeki başarısı,bazı kalıcı hastalıkların tedavisinde kullanılamaz.Balık ve omurgasızların bulunduğu bir deniz akvaryumu için sterlizerler balık hastalıklarının tedavisi amaçlı olarak,medikal ama dolaylı bir yöntemdir.Zaten omurgasızların bulunduğu akvaryumlarda balık tedavisi için kullanılan medikal yöntemler,omurgasızlar için ölümcül sonuçlar doğurabilir.Bu nedenle sterilizerler deniz akvaryumlarında önemli bir yere sahiptir.
Protein Köpük Toplayıcısı ;
Organik atık maddelerin,biyolojik veya kimyasal filtrelere gerek kalmadan tamamen mekanik şekilde tasviye edilmesidir.Organik ve anorganik maddelerin molekülleri su ve gaz arasında sıkı bağlar oluştururlar,bunun sebebi molekülün yapısında bulunan hydrophlic(su seven)ve hydrophobic(su sevmeyen)maddelerin bulunmasıdır.Reaksiyona giren bu maddelere aktif yüzey ajanları denir.Bunların içinde proteinler,aminoasitler,pigmentler,kabonhidratlar, yağ,enzimler ve metalik iyonlar gibi birçok maddeler içerirler
 |
Protein toplayıcıları, su ve hava karışımı sayesinde milyonlarca köpük(baloncuk)meydana getirirler. Baloncuklar sütunun içinden yukarı doğru yükseldikçe, yüzeyde yağlı bir yapı oluştururlar.Sürekli olarak basınçla yukarıya itilen baloncuklar,protein moleküllerini toplayarak üst kısımda bulunan atık toplama bölümüne geçerler.Burada köpükler dağılarak sıvı hale gelir.Sıvının rengi bu aşamada kahve rengine dönüşür.Protein toplayıcının gücü ne kadar fazla ise o kadar etkili temizlik gerçekleşir.Araştırmalara göre geliştirilmiş modellerde, deniz akvaryumlarında % 80'lik bir atık madde temizliğinin gerçekleştirildiği gözlenmiştir.İçinde oluşan iyonlardan dolayı tedavi akvaryumlarında kullanılmazlar. Protein toplayıcılarının verimli çalışabilmesi için hava kabarcıklarının 0.1 ile 0.3 mm çapında olmaları gerekir.Genel olarak protein toplayıcıları ya hava taşı ile yada suyun döndürülerek karıştırılması metodu ile çalışırlar.Protein toplayıcının verimli çalışmasını etkileyen faktörler arasında;hava geçiş seviyesi,su geçiş seviyesi, bu ikisinin birbiriyle temas zamanı,türbülans,pH,yüzey gerilimi,tuzluluk,borunun uzunluğu ve genişliği yer alır |
FİLTRASYON ;
Akvaryumlarda uyumlu bir ekosistemi meydana getiren önemli etkenlerin başında filtrasyon sistemleri gelmektedir.Düzenli akvaryumların hepsinde artık maddelerin arıtılarak zehirli seviyelere gelmelerini önleyen mekanizma filtreler sayesinde sağlanır.Akvaryum balıklarının metabolizması ve ölmüş organik maddelerin bakteri ve mantarlarla iletişimleri sonucu karbodioksit(CO2)ve amonyak(NH3)oluşur.Karbondioksit gaz değişimleriyle su yüzeyinden çıkabilir ama amonyağın çıkarılması bu kadar kolay gerçekleşmez.İşte burada biyolojik filtrelerin görevi başlıyor
Mikropların Sihri ;
Mercan kayalıklarında toplam nitrojen seviyesi çok düşüktür.Bu ortamdaki balıklar ve omurgasız canlılar nitrojen kirliliğine karşı oldukça duyarlıdırlar,bazı yumuşak mercanlar, genelde kirlilikten dolayı ölmüş diğer mercanların çevresinde kolonize olurlar. Biyolojik filtrasyonu sağlayan mikroorganizmaları gözle görebilmek imkansızdır.Butür mikro canlıların oluşturduğu kütleye aktifmikro organizma-biyomas veya aktif biyo kütle terimleri kullanılır.Biyoması oluşturan bakterilerilerin mikrobiyal büyümelerinde enerji ve karbon kaynağının yanında,besleyici olarak azot,fosfor gibi elementlerede gereksinim duyarlar.Biyomasın karbon ve enerji kaynaklarına genel olarak subsrat adı verilir .
Aktifbiyo Kütle Sistemlerinde Bulunan Bakteriler ;
Bakteriler,yapıtaşı olarak inorganik maddeleri bünyelerinde bulundurmalarından başka ,yaşadıkları ortamdaki ağır metalleri bünyelerine alarak kendi aktif bölgelerine bağlarlar.Biyolojik filtrasyon sistemlerinde istenen arıtma verimine ulaşılabilmesi için ortamın pH dereceside önemlidir.Bakteriler kullandıkları karbon kaynaklarına göre,ototrofik ve heterotrofik bakteriler olarak iki kısıma ayrılırlar. Aktifbiyokütle bakterileri,karbon kaynağı olarak organik karbonu kullanan heterotrof bakterilerdir.Ayrıca bakteriler,pepton triptofon gibi azotlu maddeleri ve yağlarıda karbon kaynağı olarak kullanabilirler.Bakteriler,beslenmelerinde önemli yer tutan azotlu maddeleri,proteinlerden, aminoasitlerden de sağlıyabilirler.Biyolojik sistemlerde asıl arıtımı sağlayan bakteriler,organik maddeleri parçalayabilen heterotrof bakteri türleridir.Birçok heterotrof bakteri olmasına rağmen bizim için en önemlileri,nitrat indirgeyen,karbonlu ve azotlu maddelerin ayrışmasını sağlayan bakterilerdir .
Nitrit İndirgeyen Bakteriler ;
Ototrofik bakteriler,kendileri için gerekli olan enerjiyi,basit inorganik bileşiklerin oksitlenmesinden ve hücrelerini inşa etmek için gerekli karbonu,ya CO2 den veya karbonattan sağlayan bakterilerdir.Bu nedenle amonyak ve nitritler gibi,inorganik azot bileşiklerinden enerji temin eden bakterilere nitrifikasyon bakterileri denir .
Su ortamında(akvaryumda)azot üç halde bulunur,Amonyum(NH4)+,Nitrit(NO2) ve Nitrat
Nitrat(NO3). Bakteriler NO2'den önce NH4'ü kullanırlar.Amonyağın, nitrit ve daha sonra nitrata dönüşmesinde,bakteriler tarafından yapılan oksidasyon sırasında amonyum hızla yükseltgenerek nitrite ve daha sonra nitrata dönüşür.Bu oksidasyon olayında ilk aşamayı Nitrobacter isimli bakteriler gerçekleştirir.Ör.Amonyağın nitrite dönüştürülmesinde, nitrosomonas,nitrosococcus ve nitrosospira bakterileri görev yapar.
Nitritten ,nitrata dönüşüm nitrobacter,nitrococcus ve nitrospina bakterileri ile gerçekleşir.Nitrifikasyon bakterileri içeren aktifbiyokütlenin oluşumu uzun birsüre alabilir.Nitrifikasyon süresinde oksijen tüketimi nedeniyle suyun O2 konsantrasyonunda azalma olmaktadır,litrede 1mg amonyumun nirata dönüşüm aşamasında yaklaşık 3.78mg/L oksijen tüketimi olmaktadır.Nitrifikasyon olayında aktif biyo-kütlenin popülasyonu oksijen takviyeleri ile arttırılır.Bunun limiti “doyma seviyesi” denilen maksimum oksijenin suda çözünebileceği miktardır
Şekil;M.Sander'den alınmadır.
Sürekli akışlı aynı zamanda geri devirli aerobik-anaerobik biyolojik filtrasyon.
Biyolojik filtrenin yükünü azaltmak için akvaryumdan gelen su ilk önce protein toplayıcısından geçmektedir. Yukarıdaki şekilde Ozon ve U.V de beraberce kullanılmaktadır.Ozonun diğer bir veriş şeklide Protein toplayıcısından direkt olarak filtredeki amonyak-nitrifikasyonunun gerçekleştiği bölgeye uygulan
masıdır.
Böyle bir filtre canlı stoğun aşırı olduğu akvaryumlarda kullanılabilir
Denitrifikasyon ;
Nitritifikasyon prosesinin tersi bir işlem olup oksijenin bulunmadığı ortamda NO3'ün Azot gazına dönüşmesi işlemi olarak tanımlanır.Bu olayı gerçekleştirebilmek ayrı bir filtreyi gerektirir.Anaerobik arıtımda faaliyet gösteren nitrat indirgeyen bakteriler nitratları,nitritlere,amonyağa ve azot gazına kadar indirgerler.Denitrifikasyon filtrelerinde anaerobik yani oksijensiz bir ortam yaratılır ve bu bakteriler daha sonra nitratları besin olarak kullanıp nitrous okside çevirir ve en sonunda azot gazına dönüştürürler.Akış oranları dikkatle gözlenmelidir.Çok yavaş olursa oksijensiz ortamda hidrojen sülfid oluşmaya başlar.
Bu gazın öldürücü etkisi oldukça yüksektir,çürümüş yumurtayı andıran kokuya sahiptir.
Şekil-M.Sander'den alınmadır.
Akvaryum ortamında tipik olarak Azot döngüsü-pH ölçülerine dikkat ediniz.
Doğal katalizörler ;
Bakterilerin organik maddeleri,proteinleri ve yağları parçalamak için kullandıkları protein yapılı kofaktörlere enzim denmektedir.Canlı hücrede her biri kendi özel işini yapan,besin maddelerini parçalayan,besinden enerji üreten,basit moleküllerden zincir yapımını kolaylaştıran ve sayısız başka işlerde yapan binlerce enzim içerir.Enzimler,organik maddelerin parçalanmasını hızlandırırlar ancak bu reaksiyona kendileri girmezler.Onlar doğal katalizörlerdir .
AZOT ;
Sulu ortamda direkt olarak bulunmaz.Çözünmüş gaz, suda asılı organik bileşikler ve mineraller şeklinde bulunur.Bakteriler,organik azotun,anorganik azot haline dönüştürülmesinde ve NO2 ve NO3 arasındaki dönüşümlerde rol oynarlar.Bakteriler ve fitopilanktonlar için önemlidirler,ama reaksiyona girmeyen bir gazdır(inert gaz)
Amonyak ;
NH3 ,Aminoasitlerin,proteinlerin,amin ve üre gibi bileşiklerin hidrolizleriyle oluşur.Tehlikeli bir zehir olan amonyak pH ve ısısı yüksek olan sularda öldürücü etkisini hemen gösterir.Amonyağın akvaryum ortamında bulunması mikrop türlerinin ve solungaçlarda oluşan bazı bakterilerin gelişmesine yardımcı olur. Balıkların solungaç lamellerini sertleştirerek oksijen almalarını güçleştirir.Oksijen ve pH amonyağın tehlikesini etkileyen iki faktördür. Amonyak(NH3),iyonize haline gelirse, yani amonyum (NH4)'a dönüşürse zehirli etkileri azalabilir.Amonyum(NH4)balıkların dokularına giremez,dış ortamdan balığın organizmasınada giremez.Tabi ki burada tekrar pH'ın önemi ortaya çıkmaktadır.Çünkü balığın hücresindeki sıvısı veya kanı ile bulunduğu ortamdaki suyun arasında bir denge yoksa,Yani her iki sıvınında pH'sı değişirse,amonyak konsantrasyonunda bariyerin her iki tarafında da bir kayma olur.Böylece amonyak doku bariyerini geçerek balığın organizmalarını harap ederek öldürecektir.Akvaryumun pH'sının 7.8-8.3 gibi değerleri geçmemelidir.Çok etkili bir biyolojik filtre ile(bazen) Ozonla beraber kullanımıyla amonyak kontrol altına alınabilir .
Nitrit ;
NO2;Amonyağın bir sonraki aşaması da diyebileceğimiz nitrit,amonyaktan daha az toksit etki gösterir. Nitekim bu iyonun litrede 0.05mg olması bile bazı hassas türlerde öldürücü etkisini gösterir.Hassas türlerde solungaçların rengi koyu kahverengiye dönüşür.Balıkların burun çevreleri kızararak kan toplanması izlenimi verir.Nitrit iyonu oksidize olarak kandaki hemoglobini ,methemoglobine çevirir.Methemoglobin kana yetersiz oksijen taşıyarak solunum güçlüklerine sebep olacaktır.Tabi ki bunun sonucunda da kaçınılmaz olarak ölümler görülecektir
Nitrat ;
NO3;Nitritten daha az tehlikeli olan nitrat(NO3)toksit etki göstermeyen iyondur.Çok hassas balıkların dışında litrede 50-100mg dahi olsa öldürücü etkisi hemen görülmez,ama bir süre sonra balıkların çok sık hastalanmalarına sebep olur.Omurgasızlarda,bilhassa mercan akvaryumlarında NO3'ın litrede 25-30mg olması onları rahatsız edecektir.Mercanlar tentakıllarını açmayarak rahatsız olduklarını belirtirler,bu durum uzun sürerse mercanlar yavaş yavaş öleceklerdir.NO3'ın 30-40mg olması bazı balık türlerinde,özellikle melek ve kelebek balıklarının hastalanmalarına sebep olacaktır.Nitekim lateral çizgi hastalığının bir nedeni de NO3'lı sularda balıkların uzun süre tutulmasından kaynaklanmaktadır.Nitrat balık akvaryumlarında en çok 10-12mg ,mercan akvaryumlarında ise 0-5mg olmalıdır(hiç olmaması daha iyidir).Büyük miktardaki su değişimlerinde NO3 azaltılabilir ,fakat daha sonra(yaklaşık 2 gün)akvaryuma aynı miktarda veya daha da artmış olarak geri dönebilir .
Hidrojen sülfür ;
H2S;Akvaryumların genelde hareketsiz,su akıntısı olmayan,çukur veya kapalı bölgelerinde oksijenin azalarak giderek yok olmasından,kokusu çürük yumurtayı andıran Hidrojen Sülfür gazı oluşur.Bu gaz yüksek pH derecelerinde toksit etki gösterir.
Organik kirlilik ve oksijenin azalması sonucu anaeorobik solunum tabakaları oluşarak da bu gaz ortaya çıkar.Bu bölgelere oksijen verildiğinde ise diğer bakteriler(aerobik)harekete geçerek H2S'i H2SO4(kükürt)haline dönüştürürler.
2H2S+O2------2S+2H2O+Enerji=H2SO4(kükürt)
Kükürt den dolayı ortam yavaş yavaş asidik olmaya başlar.H2S,gazının bulunduğu ortamda,normal yaşantı yoktur,ancak bazı özel bakteriler yaşayabilir.Bunlarda ototrofik bakterilerin sınıfına dahildirler.Kükürt bakterileri de azot bakterileri gibi kükürtlü bileşiklerin oksitlenmesini sağlayabilirler.

Akvaryum ortamında Fosfor ;
Akvaryumdaki canlıların tüketim yapıp ortama saldıkları dışkılamalar ve ayrıca canlıların ölümünden sonraki bozunmaları sonucunda ortamda önemli miktarda çözünmüş halde organik fosfor oluşur.Organik fosforun önemli bir kısmı orto fosfat şekline ortama yayılır.Bakterilerin,kimyasal reaksiyonlarla veya fotosentezle ortaya çıkardıkları enerji,ADP(adenozindifosfat)tarafından yakalanarak ATP haline dönüşür. Organizmalar,faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için ortamdaki karbonlu,azotlu,fosforlu organik maddeleri parçalayarak gereksinim duydukları enerjiyi temin ederler.Bu enerjide yüksek enerjili fosfat bağı,yani ATP olarak biriktirerek hareket ederler ve bio sentezleme yoluyla besin transferinde kullanırlar.
Biyolojik Filtrelerden Maksimum Verimi Alabilmek ;
Biyolojik filtre sistemlerinde mikroorganizmalar,ortamda bulunan(subsrat dahilinde)besleyici minarelleri kullanarak kütlelerini arttırırlar.Bu nedenle,subsrat kullanım hızı ile bakterilerin üreme hızı arasında maksimum gelişmeyi sağlayan biomekanik reaktörler kullanılması gerekmektedir
Akvaryumdaki su hacmi hesaplanarak(çünkü akvaryum aynı zamanda bir geri dönüşüm,yani organik yükü oluşturandır)filtre tankı ona göre yapılmalıdır .
Biyolojik sisteme gelen suyun debisini/ortamdaki amonyağı en kısa sürede uzaklaştırabilmek için/ayarlamak .
Arıtılan geri dönüşüm suyunun debisini ayarlamak(pompanın gücü ile ilgilidir).
Biyolojik sistemdeki bakterilerin oksijen ihtiyacı(BOİ),ortamdaki çözünmüş oksijen derişiminden çok fazla olacağından oksijen takviyesi gerekebilir.Buda gene reaktördeki eksiklikten kaynaklanmaktadır.
Aerobik şartlarda çalışan sistemde,organik maddelerin yanında azotlu maddelerde oksitlenmektedir.Bu nedenle oksijen seviyesi sık sık kontrol edilmelidir.
görülmeye başlayan kırmızıya çalan kahve rengindeki sümüksü algler,kumların üzerinde aniden ortaya çıkan kirli oluşumlar o bölgedeki mikroorganizmaların yetersizliğinin bir işareti olabilir.)/Fosfat haricinde .
Bio-reaktörler akvaryum hacmine ve ilerde konulacak canlı stoğun yükleme durumuna göre hesaplanarak ayarlanmalıdır.Eğer sistem iyi hesaplanmazsa bakteriler gereksinim duyduğu karbon ve enerji kaynaklarını(subsrat ihtiyacını)kendi bünyesinden karşılar.Bir süre sonrada bakteriler yok olmaya başlar.Bakterilerin kendini yok etme olayına Endojen Solunumu denir.Yani içsel solunum .
Aynı şekilde dengesiz yapılan bir sistemde canlı stok artışı fazlalaşırsa ortamdaki subsrat artışıda(besleyici elementler)o ölçüde fazlalaşacaktır.Bu olay giderek bakteri üreme kinetiğini etki eder ve biyolojik arıtma verimini düşürür.
Sistemlerdeki en önemli şey reaktörün hacminin hesaplanmasıdır.Buda akvaryumun litre olarak hesabından canlı stoğun sayısıyla da ilgilidir.
- Biyolojik sisteme giren maddenin derişimi ?(mg/L)
- Reaktörden çıkan maddenin derişimini ? (mg/L)
- Eğer ayarlanabilirse oluşan reaksiyonun hızını ?(mg/L)
- Reaktörün içinde bulunduğu sampın(filtrasyona yardımcı olması için su kütlesinin tutulduğu tankın litre olarak hacmi (Yalnızca suyun tamamının kullanıldığı kısım)
- Akvaryumdan gelen suyun debi ayarını(cm3veya büyüklüğüne göre m3)hesabı
- Zamana bağlı olarak madde değişimi.(Bakterilerin oluşturduğu biyomasın yaşadığı ortamın tıkanma süresi)
Tüm bu yukarıda anlatılanlar düzgün bir şekilde yapılırsa uzun süreli sorunsuz olarak devam eden bir akvaryum sistemi elde etmiş olursunuz.
Not; Wet-dry veya ıslak kuru filtreler de yukarıdaki döngüyü sağlamak oldukça güçtür.Ama bu demek değildir ki bu filtreler ile yalnızca oksijen elde edilir,aynı zamanda bakteri popülasyonu da oluşmaktadır.Akvaryumdan gelen su tamamen filtre yatağındaki boşlukları doldurmadığından aerobik şartlar devam etmektedir.Gelen kirlenmiş suda bulunan ve organik maddeleri parçalayan bakteriler kullanılan malzeme üzerinde ince bir tabaka meydana getirirler.Bu oluşan biokütle etrafından geçen organik kirleticileri absorplayıp metabolizmaları ve gelişmeleri için kullanırlar.Burada oluşan biyoflim kalınlaştıkça oksijen ve organik maddeler tabanın alt bölümüne ulaşamayarak anaeorobik şartlar oluştururlar.Bu tip filtreleri kullanırken sıksık pH,nitrit ve özellikle nitrat kontrol edilmelidir.Çünkü bu tür filtreler aynı zamanda bir çeşit nitrat fabrikası görevini üstlenirler
MERCANLAR
Hiç şüphesiz yer yüzünün en renkli atmosferini oluşturan Okyanusların altındaki balıklar ve mercanlardır.Denizlerdeki bu inanılmaz güzellikteki yaratıklar dalgıçları ve balık meraklılarını cezbederektüm sihrini yaymaktadırlar .

Yeryüzünün hiçbir yerinde bu kadar canlılar çeşidini bir arada toplayan ve sürekli aktif bir mekana rastlamak mümkün değildir.Mercanlar okyanustaki birçok canlı için uygun bir ev- barınak gibidir.Her biri kendi ekolojik standartlarını böyle bir mekan çevresinde korumaya çalışmaktadır.Gelişmiş teknolojik araçların yardımıyla,bilim adamları narin mercan poliplerinin sırları hakkında her gün daha derin ve daha fazla bilgi ediniyorlar .
Mercan kayalıklarının her metre karesi yılda yaklaşık 7.7kg kadar karbon üretebilirler.Bu denli yüksek oranlı madde ve enerji değişimi bir şekilde gerçekleşebilir,bir resif veya mercan tekbir yapıdan oluşmamıştır.Aynı deri dokusunun birçok gözenek içerdiği gibi resiflerde polip adlı sayısız mikro hayvanlardan oluşan bir koloniler kütlesidir. Resifleri meydana getiren poliplerin birçoğu gözle görülmez ama bilinen en büyük koloniler bazen bir ev büyüklüğünde olabilir.Polipler,deniz suyundaki kalsiyum karbonatı emerek bunu sert kireç taşına dönüştürürler,böylece kendi iskeletini oluştururlar.Yetişkin mercanlar bulundukları yerde sabittirler,bir yerden başka bir yere hareket edemezler.
Mercanların üremeleri genelde yaz dönemlerinde gerçekleşir.Ay dönemlerini anahtar alan ve su yeterince ısınınca duyarlılıkları artan polipler (erkek-dişi veya erdişi) spermlerini,yumurtalarını yada her ikisini de serbest bırakır.Yalnızca bir gecede tekbir patlamada birçoğu kütle halinde döllenirler.Mercan yumurtalarının (bazı türlerde)açık sularda veya dişilerin (erdişilerin)sindirim boşluğunda döllenirler.Oluşan larvalara <Planula> adı verilir ve bunlar planktonlarla beraber rast gele sürüklenerek açık denizlere doğru taşınırlar.Bunların birçoğu dibe çöker bir kısmı da diğer canlılara yem olurlar.Dibe çökenler sert bir zemin bularak oraya yapışmaya çalışırlar.Daha sonra şekilleri değişerek <Protopolip>adını alırlar.Böylece resifleri inşa eden mercanlar polipleri sayesinde kalsiyum karbonatı emerek yeni kolonilerin oluşmasını sağlarlar.Polipler öldüğünde kalsiyum karbonattan oluşan (kireç taşı) yapıları kalır.Bir resif aslında bir biri üstüne eklenmiş ölü poliplerin nesillerinden oluşmaktadır.
En üste canlı poliplerin tabakası bulunur. Taş mercanl arın taban kısımlarından bir tür kalsiyum duvarı oluşmaya başlar(Theca)ve bisiklet tekerleklerinin tellerine benzeyen (Sclerosepta)çapraz destekler sayesinde birbirlerini tutarlar.Bu bölgedeki polipler ikili bölümler halindedirler ve <messenteries>diye adlandırılırlar.Ağız boşluğunda dokunaçlar oluşmaya başlar ve giderek mercanın iskeleti de gelişmeye başlar.Bir mercanın sabitlenebilmesi için polipler düzenli aralıklarla yatay tutangaçların da sürekli olarak kireçli bir zar bulundururlar veya çıkarırlar,böylece mercan kendini sabitleyerek bulunduğu ortamda gelişir . Mercanların ağız çevrelerinde <tentacles>dokunaçlardan oluşan korunma amaçlı iğneli hücreler bulunur. Korunma mekanizmaları, içinde kıvrımlar şeklinde ilik bulunan tüp biçiminde keseciğe benzer kapsüllerden meydana gelmiştir.
Millepora cinsinden ateş mercanları türlerinde<cnidocil> denilen bir tür sigorta görevini üstlenmiş sert kılcıklar bulunur.Dokunulduğu zaman kılcıkların üstlerindeki kapsülleri bir zıpkın gibi fırlatır.Robust cnidarian türlerinde bu iğne hücreler bir omugasızın kabuğunu çatlatabilecek kadar kuvvetlidir.Ateş mercanlarının iğneleri insan cildine temas ettiğinde yakıcı bir etkide bulunur ve bazen uzun süre iyileşmeyen yaralara sebep olurlar.  Taş mercanların büyük bir kısmı tropik denizlerde yayılım gösterirler.G. Amerika ve Afrika sahillerinde Antartikadan gelen soğuk su akıntılarından dolayı resifler bulunmaz. Yayılışlarını sınırlayan diğer bir neden ise sedimentlerdir.Büyük nehirlerin döküldüğü civarlarda bulunmazlar.Taş mercanların küçücük polipleri bilinen en geniş yapıyı oluştururlar .
Avusturalyadaki Büyük Barier resifi 2000km uzunluğunda kitleler oluştururlar. Okyanusların bu hiç yorulmadan çalışan usta mimarları son derece hassastırlar belirli koşullar altında gelişmelerini sürdürürler.
Süngerler:
Üzerlerinde por denilen delikler bulunduğu için porifera adını almışlardır. Vücutları,suyun geçişini sağlayan çok sayıda por(ostia),kanal ve odacık içerir.Organları ve gerçek dokuları yoktur,sindirimleri tamamen hücre içersinde gerçekleşir,boşaltımları ve solunumları bir çeşit difüzyonla sağlanır.Sinir sistemleri gelişmemiştir(fakat sinirsel düzenleme sisteminin varlığı kanıtlanmıştır).İskeletleri,kalkerli yada silisyumlu kristalden ,sponjin denen proteinlerden oluşmuştur. Süngerlerin tümünü belirten ortak özellikleri vermek bilim adamları için oldukça karmaşıktır.Çünkü bunların bir çoğu radyal simetride bazıları simetrisiz,bir çoğu da vazo veya kadeh şeklinde olabilir.Erginleri yer değiştirme hareketleri yapamazlar,çoğunlukla kayaların, kabuklu hayvanların üzerlerinde veya sert zeminler üzerinde yaşarlar.Süngerlerin çoğu ayrı eşeyli,bir kısmı da hermafrodittir.Eşeyli çoğalma yumurta ve spermler vasıtasıyla gerçekleşir.Süngerler çok küçük porlarından geçebilen sudaki asılı maddeleri%80- bakteri ve tek hücrelileri %20 oranında tüketerek beslenirler.Suyu biyolojik olarak filtre edebilen mükemmel yaratıklardır.Akvaryumlarda yaşatılabilmeleri ancak mercan akvaryumlarında olabilir.Çoğu balıkların bilhassa melek balıklarının ana besinlerini oluştururlar.Süngerlerin mutedil akıntıya ve kaliteli suya ihtiyaçları vardır.
Anemo nlar : Actiniaria; Çoğunlukla yalnız yaşayan heksakorallerdir(altı dokunaçlılardan nematocyts zehirli iğnelere sahip zemine tutunarak yaşamlarını sürdüren yaratıklardır).Yapı olarak kalsiyum karbonattan oluşan iskelete sahip değillerdir.Nadiren koloni oluştururlar.Sık sık yer değiştirebilirler.Anemonlara hemen hemen bütün sularda rastlanabilir.Çok küçük yapıda olanlarından çapı 1metreyi geçenleri devardır. Akvaryum ortamında bazı türlerinin 60 sene kadar yaşadıkları saptanmıştır. Anemonlar,yeşil,beyaz ,kırmızı,pembe ve mor olmak üzere çok çekici renklerde bulunurlar.Yinede çoğu tür doku altlarında yaşayan zooxanthella adı verilen tek hücreli yosunların varlığı sebebiyle kahve renktedir.Anemon ile bu yosun arasındaki ilişki tamamen simbiyozdur. Anemonlar yosundan oksijen ve gerekli vitaminleri alırken yosunda ondan güvenli barınak elde etmiş olur.Soytarı balıklarıda sık sık anemonlar ile simbiyoz ilişki içindedirler.
CANLI KAYALAR :
Canlı kayalar olarak bilinen basit kireçtaşı yada kalkerli kayalar deniz akvaryumlarında büyük oranda yaşamsal öneme sahiptirler.
Bir kayanın kalitesi üstünde yaşayan canlı türlerinin çeşitliliğiyle ilgilidir.Daha fazla canlı türünü barındıran kaya hem daha kaliteli hem de daha pahalıdır.
Fakat neticede doğal ortamlarından getirilirken taşıma esnasında birçok hassas yaratık ve bitkiler yaşam fonksiyonlarını yitirirler.Bunun yanısıra daha güçlü bir yapıya sahip olan zararlı yaratıkların yaşama olasılığı fazladır.Bu nedenle amonyak seviyesini kontrol altında tutmak ve zararlı yaratıklardan arındırmak için kayalar ayrı bir akvaryumda izolasyon altında tutulur.Kayaları bu ortamdan kurtarıp,temizlemek ve izole etmek pek kolay değildir,uzun süren özel bir bakım gerektirir.Canlı taşlar gözenek yapılarının fazla olması nedeniyle doğal biyolojik filtrelerdir.
Canlı kayaların üzerlerinde gelişen mezofillumlar.

Canlı kayaların gözenekleri biyolojik filtrasyona yardımcı olan bakterilere ortam hazırlarlar,böylece nitrifikasyon ve denitrifikasyon bu gözenekler içerisinde oluşur. Bakteri popülasyonu, amonyak ve nitrit oksidasyonunun görüldüğü yerlerde bu gözeneklerdeki faaliyetler sayesinde gerçekleşir

Kırmızı alglerden mezofillumlar oldukça güzel görüntüler oluştururlar.

|